top of page
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
  • Siyah YouTube Simgesi

Sanal Yalnızlık: Dijital Çağda İnsan Kalabilmek ve Sanat

Yazarın fotoğrafı: Rıza ERTEKİN
Rıza ERTEKİN
2 gün önce
3 dakikada okunur

Hiç olmadığı kadar bağlantıda ama bir o kadar yalnızız. Yapımcı/Yönetmen Faik Kaplan ve ekibinin Sanal Yalnızlık sergisi, dijital çağda insan kalabilmenin yollarını arıyor.

İnsanlık, binlerce yıldır mesafeyi kısaltayım ve iletişim artsın derdindeydi. Şimdi dünyanın bir ucundaki arkadaşlarımızla yazışabiliyor ama kahve içmek için yan yana oturduğumuz insanın yüzüne bakmıyor, konuşmuyoruz. Aynı duruma düştüğüm oluyor, hepimiz gibi, öyle… Geldiğimiz nokta, tarihin en çelişkili eşiği galiba; hiç olmadığı kadar bağlantıdayız ama hiç olmadığı kadar yalnızız.

Heykel’de yalnız yalnız gezerken yolum Ressam Şefik Bursalı Galerisi’ne düştü. Kapıdaki sergi afişinde Sanal Yalnızlık – Dijital Çağda İnsan Kalabilmek yazdığı, hepimiz de bu dertten muzdarip olduğumuz için girdim. Yapay zeka ile oluşturulmuş görsellere ve 3 köşeye yerleştirilmiş panolara bırakılmış notlara baka baka tükettiğim süre sonunda anladım ki birbirimize ulaşmanın tek bir dokunuş kadar kolaylaştığı çağda, ruhlarımızın arasındaki uçurumlar derinleşmiş.

Şehir Defteri için bu sergiye ilişkin bir tarama yaparken sevgili Canan Ekinci Yılmaz’ın Bursaport’taki yazısı düştü önüme. Onun ifadesiyle, “Sanal kalabalıkların ortasında inşa ettiğimiz bu gerçek yalnızlık, çağımızın en sessiz ama en yıkıcı salgını” olmuş meğer. Yapımcı/Yönetmen Faik Kaplan ve proje ekibinin “Dijital Çağda İnsan Kalabilmek” çerçevesinde sunduğu “Sanal Yalnızlık” sergisi, tam da bu toplumsal yaranın neşterle değil, kadrajla deşildiği bir yüzleşme alanı haline gelmiş… Ay sonuna kadar açık olacak sergiyi mutlaka izlemelisiniz….

Bu Sergiyi Neden İzlemeliyiz?

Neden Sanal Yalnızlık sergisini izlemek gerekli? Çünkü sıradan bir estetik seyir deneyimi değildir. Kaplan ve ekibi bu çalışmada, modern insanın hız, ekran ve duyarsızlaşma çemberinde sıkışıp kalışına sert bir toplumsal ayna tutmuş. Kaplan’ın daha önce Çocuk Gelinler veya EngelİZ projelerinde gösterdiği toplumsal duyarlılık, bu kez hepimizi kuşatan küresel bir krize yönelmiş: Kendi evinde, kendi masasında, kendi kalabalığında yabancılaşan insana…

Bu sergiyi izlemeliyiz çünkü kadrajdaki yüzler birer yabancı değil; tam aksine otobüste, kafede ya da yatakta ekran ışığıyla yüzü aydınlanan biziz. Basit biçimde, bir klişe olarak bize teknolojiyi lanetleme kolaycılığını sunmuyor sergi; aksine, başımızı ekrandan kaldırıp yanımızdakinin gözlerinin içine bakmaya cesaret etmemiz gerektiğini söylüyor. Bakmak ile görmek arasındaki farkı hatırlatıp, yeniden görmeyi öğretiyor.


Serginin Vereceği Mesaja Hazır mıyız?

Serginin sunduğu hakikate hazır mıyız? Açık söylemek gerekirse, hayır. Çünkü insan, kendi elleriyle ördüğü dijital kozasındaki mahpusluğundan memnun. Bildirim bombaları, anlık beğeni çılgınlığı ve sonsuz kaydırma akışı; zihnimizi uyuşturan dijital afyon etkisindeyiz.

İşte sergi, bu konforlu uyuşukluğu bozduğu için rahatsız edici. Yapımcı ve Proje Koordinatörü, bu projeyi “İnsanî Zorunluluk Projesi” olarak nitelendiren Faik Kaplan. Fotoğraf ve Görsel Tasarım Leyla Emektar‘a, Grafik Tasarım Sümeyye Aydın‘a ait. Kısa filmlerin Yönetmeni ise Ufuk Kıray. Uzman Psikolog Saliha Türksöz Kaplan da akademik destek kuvvet olarak ekibin içinde… Proje Ekibi’nin girişe asılmış notundaki çarpıcı ifadeden yola çıkarsak, sergi bize “Kaç takipçin var?” diye sormuyor; “Gecenin bir yarısı içini dökebileceğin kaç dostun kaldı?” diye soruyor. Bir sofrada yan yana otururken aslında kaç fersah uzakta olduğumuzu yüzümüze vuruyor. Hazmı zor mesaj; çünkü kabullenmek, alışkanlıklarımızla ve sahte yakınlıklarımızla vedalaşmayı gerektiriyor.

Yalnızlığımız Katlanacak Gibi

… ve ne yazık ki içine düştüğümüz çaresizlik, bugünkü ekran bağımlılığıyla da sınırlı kalmayacak. Yapay zekâ teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeler, dijital yalnızlığımızı boyut değiştiren bir uçuruma doğru sürüklüyor. Yapay zekayla sohbet etmeyen, dertleşmeyen; duygusal bağını, empati ihtiyacını ve yalnızlığını algoritmalara emanet etmeyen kaldı mı?

Önümüzdeki yıllarda bizi bekleyen tehlike daha da ürkütücü: Asla tartışmayan, bizi hep onaylayan, kusursuz empati taklidi yapan yapay zekâ asistanları ve insansı robotlar artık hayatımızda ve daha da etkili olacaklar. Yalnızlığımız, zihnimizin yankı odalarına dönüşen yapay zekâ simülasyonlarında çaresizliğe mühürlenecek. İnsanın insana ihtiyacı kalmayacak mı gerçekten? Ruhen çöküşümüze işaret eden soru bu değil mi?

İnsan Ruhunun Sığınağı: Sanat

Dijitalleşme ve yapay zekanın bu denli baskın hale gelmesi, sanat üretimini de kökten sarsmıyor mu? Sanat, algoritmaların ürettiği kusursuz ama ruhtan yoksun görsellerin tehdidi altında değil mi? Şunu biliyoruz en azından: Yapay zeka “şekli” taklit edebilir ama insanın acısını, çaresizliğini, merhametini ve vicdanını hissedemez. Sanat üretimi, dijitalin sunduğu soğuk kusursuzluğa karşı; insanın hatalı, yaralanmış ama gayet samimim gerçeğini savunan bir direniş alanına dönüşecek. Sanatçılar, tıpkı Faik Kaplan’ın Sanal Yalnızlık projesinde yaptığı gibi, teknolojinin araçsallığını sorgulayacak ve “insan kalabilme” çığlığını yükselten işlere daha çok sarılacak.

Sanat Çözüm Üretebilir mi?

Peki, asıl soru: Sanat, günümüz sorunlarına böylesine harika sergilerle dikkat çekerken tek başına bir çözüm üretebilecek mi?

Sanat kanun koyucu, politika yapıcı ya da reçete yazan hekim değil. Sanatın gücü, doğrudan çözüm üretmesinde değil; çözümü arayacak bilinci ve vicdanı uyandırmasında. Bir fotoğraf sergisi dijital bağımlılığı tek başına bitiremez haliyle, yapay zekanın ilerleyişini de durduramaz. Ancak bir sergi, bir insanın gözlerini yaşartabilir, bir anlığına durup telefonunu cebine koymasını sağlayabilir ve yanındakine “Nasılsın?” diye gerçekten sormasına vesile olabilir. Sanat budur!

İçine düştüğümüz çaresizlik büyük olabilir; ancak umut da tam olarak o tek bir bakışta, o içten merhamette gizli. Sanat bize reçete sunmaz; kaybettiğimiz ruhumuzu, unuttuğumuz insanlığımızı ve yanımızdaki insanın varlığını hatırlatır. Faik Kaplan ve ekibinin Sanal Yalnızlık – Dijital Çağda İnsan Kalabilmek projesi ve sergisi de tam olarak bunu yapıyor: Bizi kurtarmıyor ama kendimizi kurtarmamız için gereken ilk adımı, yani başımızı kaldırıp yanımızdakine ve gökyüzüne bakmamızı fısıldıyor.




Yorumlar


Kıbrıs şehitler caddesi (Uluyol) Altın Han kat 4 no 65 Osmangazi/Bursa

Tel : 0 549 354 54 01

 

Bize Ulaşın!

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

  • Siyah YouTube Simgesi
  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon
bottom of page